Son yıllarda, büyük şehirlerde kariyer yapan birçok şef, doğup büyüdükleri daha küçük şehirlere veya kasabalara geri dönmeye başladı. “Boomerang şefler” olarak adlandırılan bu trend, fine-dining dünyasında dikkat çekici bir değişime işaret ediyor.
Şefler bu dönüşü genellikle iki ana nedenle yapıyor: ailelerine ve destek sistemlerine daha yakın olma isteği ile büyük şehirlerde giderek artan işletme maliyetlerinden kaçınma ihtiyacı. Avrupa’da ya da dünyanın büyük şehirlerinde edindikleri üst seviye gastronomi deneyimlerini artık daha küçük pazarlara taşıyorlar.
ABD’de Philadelphia’daki Cadence restoranının arkasındaki Jon Nodler ve Samantha Kincaid çifti, Wisconsin’deki New Glarus kasabasına taşınarak The Canter Inn adlı yeni bir fine-dining restoran açtı. Menüde bölgenin İsviçre mirası ve yerel tarım ürünleri öne çıkıyor.
Çift, büyük şehirde restoran işletmenin zorluklarına karşı daha sürdürülebilir bir yaşam kurmayı hedeflediklerini belirtirken, küçük yerleşim yerlerinde yerel yönetim desteğinin daha güçlü olduğunu vurguluyor. Ancak en büyük zorluklardan biri nitelikli personel bulmak; çünkü bölgede fine-dining deneyimli iş gücü sınırlı.
Benzer şekilde, Joseph VanWagner da Chicago, Paris ve New York’taki kariyerinin ardından Michigan’daki Ann Arbor’a dönerek Echelon Kitchen & Bar’ı açtı. VanWagner için dönüşün temel nedeni profesyonel değil, kişisel olarak daha güçlü bir “sober support system” (sıhhatli yaşam desteği) ihtiyacıydı.
Ancak bu geri dönüş, kariyer açısından da olumlu sonuçlar doğurdu. Echelon kısa sürede dikkat çekerek James Beard Foundation “En İyi Yeni Restoran” yarı finalistleri arasına girdi. Restoran, Michigan çiftlik ürünlerine dayalı mevsimsel menüler ve odun fırını konseptiyle öne çıkıyor.
VanWagner’a göre en büyük keşif, küçük şehirlerde bile fine-dining deneyimine büyük bir talep olması. Müşteriler artık gastronomi için büyük şehirlere ya da Michelin yıldızlı restoranlara seyahat etmek yerine, benzer deneyimi yaşadıkları şehirde bulabiliyor.
Bu eğilim, fine-dining dünyasında merkezin artık yalnızca büyük metropoller olmadığını, kaliteli gastronominin daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.