Son dönemde İstanbul gastronomisinde çok fazla “artisan” kelimesini görür olduk. İçi bazen boşaltılıyor olsa da bazı mekânlar var ki kapıdan girdiğiniz an tabela vaatlerinin arkasındaki emeği hissettiriyor. Geçtiğimiz günlerde yolum, hamurunu üç günlük sabırla olgunlaştıran, peynirini İstanbul köylerinden gelen sütlerle kendi mutfağında işleyen ve salonundaki dikey tarım raflarından tabağınıza taze mikrofilizler dokunduran genç şef Burak Sarıgül’ün mekânı Sprout’a düştü.

Mekânın mantığını kavramanın en iyi yolu, ortaya paylaşımlıklar söyleyip masayı bir lezzet labirentine çevirmek. Biz de tam olarak öyle yaptık.
Sprout’taki Tadım Notları
Ortaya Corn Ribs ile yemeye başladık. Kızarmış süt mısır parçalarının confit sarımsak aioli ve taze maydanozla buluşması, basit bir atıştırmalığın doğru teknikle nasıl bir sokak lezzeti şölenine dönüşebileceğinin kanıtı.
Sıra dilim pizzalara geldiğinde Sprout’un 3 günlük fermantasyon sürecinden geçen hamurunun farkı netleşiyor: Dışı çıtır, içi nemli ve son derece hafif.

- Margherita: Domates sos, ev yapımı mozzarella, Bergama tulumu ve fesleğen. Klasik bir İtalyan’a yerel bir tulum dokunuşu eklemek risklidir ama burada asidite ve yağ dengesi harika oturmuş.
- Mantar & İsli Peynir: Karamelize soğan kreması, biberiyeli portobello mantarları ve çerkes isli peyniri… Üzerindeki trüf mayonez ve bebek patates cipsi masadaki herkesin favorilerinden biri oldu.
- Ricotta & Kasap Sucuk: Lime ricotta’nın ferahlığı, acı biber reçeli ve zengin kasap sucuk aromasıyla müthiş bir kontrast yakalamış.
- Kuzu Cotto & İsli Zeytinyağı: Gecenin belki de en karakterli tabağıydı. Kuzu cotto’nun derin lezzeti, isli zeytinyağının damakta bıraktığı o uzun bitişle birleşince ortaya sıradan bir pizza diliminden çok daha fazlası çıkmış.
Kapanışı ise Toros Dağları’nın sütyüzü kremasıyla hazırlanan, savoiardi bisküvi ve çikolata kağıdıyla sunulan Sprout Tiramisu ile yaptık. Masadaki tatlı krizini, damak yormayan rafine bir dokunuşla noktalamak için birebirdi.

Sprout İmzalı Mocktailler
Yemeğe eşlik eden içecek tarafında ise alkolsüz ama son derece kompleks eşleşmeler sunan mocktail menüsü ön plandaydı. Kuzukulağı & Lime, otsu ve ekşi notalarıyla özellikle yağlı peynirli pizzaların yanında harika bir damak temizleyici işlevi gördü. Dağ Çayı & Biberiye ise odunsu ve aromatik yapısıyla kuzu cotto’lu dilimin yanına şaşırtıcı derecede yakıştı.

Hesabın Detayı ve Düşündürdükleri
Malzeme kalitesi, yerel üreticiye verilen destek ve kendi mutfağında peynir yapacak kadar işine tutkuyla bağlı bir ekibin sunduğu deneyimin güncel faturası* ise şöyleydi:
| Ürün | Fiyat |
| Margherita | 250 TL |
| Mantar & İsli Peynir | 290 TL |
| Ricotta & Kasap Sucuk | 330 TL |
| Kuzu Cotto & İsli Zeytinyağı | 360 TL |
| Corn Ribs | 300 TL |
| Sprout Tiramisu | 450 TL |
| Kuzukulağı & Lime | 230 TL |
| Dağ Çayı & Biberiye | 230 TL |
| Toplama Genel Bakış | 2.440 TL |
*Ağustos 2026
Sprout, sadece karın doyurmak için değil; yerel malzemenin, doğru fermantasyonun ve kent içinde sürdürülebilir tarımın nasıl lezzetli bir hikâyeye dönüşebileceğini görmek için mutlaka uğranması gereken yerlerden biri olmuş.











İlk yorum yapan siz olun