İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

New York’ta en zor rezervasyonlar artık Hint restoranlarında

Japon omakase’leri, üst düzey Kore tadım menüleri ve popüler steakhouse’lar bir kenara. New York’un en zor rezervasyonları artık Hint restoranlarında.

Kuzey Hindistan’ın zengin körilerinden güneyin narin dosalarına uzanan Hint mutfağı, New York’ta şimdiye kadar görülmemiş bir ilgiyle karşılaşıyor. Şehirdeki restoran müşterileri yalnızca Hint yemeklerine daha fazla ilgi göstermiyor; aynı zamanda en çok rağbet gören restoranlarda masa bulmakta da zorlanıyor.

Yeni rezervasyon yarışı

Londra’dan New York’a gelen ve bu yılın başında Punjabi mutfağını şehirle buluşturan 140 kişilik gösterişli Ambassadors Clubhouse, mümkün olduğunca fazla konuğu ağırlayabilmek için müşterilerin ayda yalnızca bir rezervasyon yapmasına izin veriyor.

Musaafer’de akşam yemeği rezervasyonları iki haftadan daha erken yapılamıyor. Michelin yıldızlı Semma ise rezervasyon takvimini yalnızca 15 gün önceden açıyor. Ancak bu noktada da müşterilerin hızlı davranması gerekiyor.

Restoranın kardeş işletmesi Adda’da da benzer bir rezervasyon yarışı yaşanıyor.

East Village’da iki yıl önce açılan Bungalow ise hâlâ şehrin en zor masa bulunan restoranlarından biri. Restoranın internet sitesinde, salı günleri hariç, rezervasyon için 20 gün önceden tam saat 11.00’de sisteme girilmesi tavsiye ediliyor.

Bu yoğun talep, New York’un yeme-içme kültüründeki daha geniş bir değişimin yansıması.

Keşif duygusu sunan bir mutfak

Hint mutfağının New York’taki yükselişi pandemi sonrasında hız kazandı. Uluslararası seyahatlerin kısıtlandığı dönemde birçok müşteri, yeni deneyimler için kendi şehirlerinde farklı seçenekler aramaya başladı.

Yemek odaklı Instagram hesabı yöneten Ellen Hunter, New York Post’a yaptığı değerlendirmede, “Hint yemeklerinde insana keşif duygusu veren bir şey var” dedi.

Unapologetic Foods, bu dönüşümde önemli bir rol oynadı. CEO Roni Mazumdar ve Şef Chintan Pandya, Manhattan’ın Lower East Side bölgesinde Şubat 2021’de Dhamaka’yı açtı ve restoran kısa sürede şehrin en çok talep gören adreslerinden biri haline geldi.

Grup daha sonra, Şef Vijay Kumar’ın memleketi Tamil Nadu’nun kırsal güney Hint mutfağına odaklanan Semma’nın yanı sıra Adda’yı da hayata geçirdi.

Alışılmış körinin ötesinde

New York’taki yeni Hint restoranı dalgasının başarısı yalnızca geleneksel yemeklerin daha yüksek fiyatlarla sunulmasına dayanmıyor. Restoranlar, bölgesel spesiyalleri ve yaratıcı yorumları menülerine taşıyor.

Adda’nın öne çıkan yemeklerinden biri, katmanlı ve kremalı bir sos içinde pişirilen siyah levrekten hazırlanan malvani macchi. Yemekte Hindistan cevizi, ekşi kokum ve kendine özgü triphal baharatının aroması öne çıkıyor.

Semma’da ise gunpowder dosa, öğütülmüş acı biber baharatları, zencefil ve hardalla tatlandırılmış patates masalasını ince, sade yağla pişirilmiş bir dosa ile buluşturuyor.

Restoranlar tanıdık klasikleri de yeniden yorumluyor.

Adda’da kişi başı 50 dolara sunulan “butter chicken deneyimi”; özel üretim Heritage Green Circle Chicken, restoranın kendi hazırladığı tereyağı ve her gün tütsülenen domateslerle hazırlanıyor.

Musaafer’de ise 42 dolarlık versiyon, her katında yemeğin farklı bir yorumunun yer aldığı üç katlı özel bir sunumla servis ediliyor.

Kökleri çok daha eskiye uzanıyor

New York’taki Hint mutfağı sahnesi, pandemi sonrası yükselişle başlamadı.

  1. yılını kutlayan Tamarind Tribeca, onlarca yıldır üst düzey Hint mutfağı sunuyor. Indian Accent ve Junoon da uzun süredir ülkenin zengin ve çeşitli mutfak geleneklerini modern yorumlarla müşterileriyle buluşturuyor.

Tamarind’in imza yemeklerinden hasiru samudra; ekşi krema, kişniş ve limon otu ile marine edildikten sonra tandır fırınında pişirilen Şili levreğinden hazırlanıyor.

Bugün yaşanan temel fark ise şu: Hint mutfağı artık New York’un üst düzey restoran sahnesinde niş bir kategori değil.

Şehrin en zor rezervasyonlarından biri haline geldi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir